Yakup Gözderesi / Anadolu Vakfı Bursiyeri, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencisi
yakup_gozderesi_blog_gorsel

Anadolu Sağlık Merkezi’nde, Hasta Odaklı Bakım çalışmaları çerçevesinde, bir gün boyunca tedavi gören kişilere bağlama çaldım. Bu o kadar özel bir deneyimdi ki, benim için sözcüklerle aktarmak da bir o kadar düşündürücü ve duygusal oldu.

Güne erken başlayarak kahvaltıdan sonra yola çıktım. Üç araç değiştirip servise zamanında ulaşmam gerekiyordu. Yol uzundu ancak insan bir işi severek ve inanarak yaptığı zaman mesafenin bir önemi kalmıyor.

Hastaneye vardığımda, Hasta Odaklı Bakım Birimi Müdürü ile kısa bir sohbetten sonra birlikte Onkoloji servisine çıktık.

Bağlama çaldığım ilk hasta, ileri yaşlı bir kadındı. “Nasılsınız?” soruma başını salladı ve teşekkür etti. İki parça çaldım. Onu daha fazla yormamam gerektiğini hissettim. Geçmiş olsun dileklerimi iletip odadan çıkarken “Teşekkür ederim” sesini işittim belli belirsiz.

Zaman tasarrufu ile araya sıkıştırılan güzel bir öğle yemeğinden sonra, aynı serviste farklı bir odaya girdim. Önceden verilmiş haberin heyecanı gözlerinde okunan iki tatlı insan vardı odada. Kısa bir sohbet sonrası hanımefendinin Konya, beyefendinin Niğdeli olduklarını öğrendim. Ne tesadüf! Ben de Nevşehirliyim. Bu üçgen etrafında uzayan sohbette, şu cümle yaşımın sınırlarını gözler önüne serdi sanırım: “Eskiden, Nevşehir, Aksaray.. hepsi Niğde’ye bağlıydı. Sen bilmezsin tabii…” Gülümseyip kısa bir hayret nidası bıraktım. Onlara 4 şarkı çaldım. Güler yüzleriyle  “Çok teşekkür ederiz” dediler. Gözlerindeki gülümseme, bana onlara sanki hastanede değil de, evlerindeymiş hissini yaratabildiğimin mutluluğunu yaşattı.

Kat hemşiresi odadan çıktığımda “bir şeyler” ifade etmeye çalıştı. Ben de “İstek parça mı var?” dedim gülümseyerek. “Bir hasta daha var aslında, yeni uyandı… Ona da çalmak  ister misin…?” dedi. Ben de, burada bu amaçla bulunduğumu ve bir hastanın beni kabul etmesinden çok mutlu olacağımı  söyledim.

Onkoloji servisindeyseniz, hijyen kuralları çok hassastır. Odalara girmeden önce maske takmanız, ellerinizi alkol ile tekrar bir yıkamanız ve hastalara belli bir mesafeden daha fazla yaklaşmamaya özen göstermeniz gerekir.

Bu kattaki son odadaki hasta ve yakını, parça listesine göz gezdirirken bir türküyü akıllarına getirmeye çalıştılar. “Neydi? Neydi? Hani Selanik ile ilgili, sen çok seversin” diyordu yakını hastaya. Parça parça konuşabilen amca, küçük tahminler yapıyor, bir türlü denk getiremiyordu. Son olarak “Vardar Ovası!” dedi yakını. Çalıp çalamayacağımı sordu. Bilmiyordum. Atatürk’ün en sevdiği türkülerden olan Vardar Ovası’nı çalmayı bilmediğime üzüldüm. Maalesef ile başlayan ve listedeki parçalara atıflar yapan bir yönlendirmede bulundum. Sonra oradan seçtiklerini çalmaya başladım, bu sırada amca, uzandığı yatağında, ritmik el hareketleri ile eşlik ediyordu bana. Gözümün ucuyla yakaladığım bu an bana cesaret vermiş ve biraz da dikkatimi dağıtmış olacak ki üst üste hatalar yaptım… “Dinlediğiniz için teşekkür ederim” dedim, buna karşılık “Ne iyi bir şey yaptın sen!” cümlesini  işittim. O an, her ikisinin gözünde aynı anda beliren gülümseme, bana alınmış en büyük hediyelerden bile daha değerliydi.

En son, Onkoloji katından ayrılmadan önce Desk’e (Hemşirelerin arkasında oturduğu, koridorlarda bulunan masa) girdim. Bir hemşire hanım “Bağlama çaldığın odalarda kapıyı açık bırak, biz de duyalım!” dedi. Ardından da çok ısrarcı bir edayla sadece ve sadece bir şarkı istediğini belirten bir cümle kurdu. Tabii ki, onlara da bir şarkı çaldım…

Ardından, ikinci servis olarak Hematolojik Onkoloji birimine gittim. Maske ile girdiğim odada, hasta ve hasta yakınları ile kısa bir sohbetten sonra istedikleri, “hareketli olsun” dedikleri parçaları çaldım. Hasta yakınları, bundan sonrasına dair fikir danışmak amacıyla yaptığımız anketi doldururken ben, hastaya  “Geçmiş olsun” dedim. Maskenin ardından görünen tek şey gözler olunca, gözleriyle gülmeyi öğreniyor insan.

Aynı serviste ikinci odada ise bir akranım ve annesi vardı. Annesi, listeyi incelemedi ve “Sen kafana göre çal, biz dinleriz” dedi. Kaç parça çaldığımı ve bunların hangileri olduğunu hatırlamıyorum.  Aklımda kalan tek şey, ben odadan çıkarken hanımefendinin gülümsüyor olmasıydı.

Son olarak, Kemik İliği Transplantasyon Merkezi’ne (KİT) indik. Hemşire dinlenme odasına geçtim. Günün tatlı yorgunluğunu alacak o kâğıt bardağa hemşirelerin “sınırsız” çayından doldurdum. Servis saatine az kalmıştı ve bir yandan hastalar yürüyüşlerine çıkmış yavaş yavaş toplanıyordu. Koridorda gelip geçenin duyabileceği ve gülümseyebileceği bir konumda yüksekçe bir sandalyeye oturdum. Bir işten diğerine giderken, yanımdan geçmek zorunda olan hemşireler birkaç saniyeliğine yavaşlıyor, hastalar yürüyüşleri esnasında bana bakıyorlardı. Parçamı çalmaya başladım. Hemşirelerden biri, eşlik etti.. Aklım tamamen onun sesine kaydı ve takılıp duraksadım. “Birisi söylerken çalamıyorum” dedim takıldıktan hemen sonra. Ortamdaki herkes bir kahkaha silsilesi oluşturdu. Ardından aynı hemşire, “Tamam, söylemeyeceğim çal sen” dedi. Gülümseyip parçayı bitirdim. Sonlarına doğru koridordaki sesler tamamen kesilmiş, adım atma  veya kapı açılma sesi dahi duyulmamıştı. Son notaya vurduktan sonra, kattaki herkesin çevremde çember olduğunu fark ettim. Alkışlıyorlardı, maskelerinin ardından gözleriyle gülüyor, mutluluğu tüm yüzlerinde hissediyorlardı. Teşekkür edip oradan ayrıldım.

Servise bindiğimde yüzüm dışarıya dönük, ışık vuran gözüm kapalı, tüm bunları düşünüp gülümsüyordum. Cebimde, mutlu etmenin verdiği mutluluk hissi, evimin yolundaydım. Uzun bir dönüş yolu beni bekliyordu ama insan bir şeyi severek ve zevk alarak yaptığı zaman mesafenin bir önemi kalmıyor…

Yorumlarınızı bekliyoruz

e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>