Hakan Nazlıoğlu / Anadolu Grubu İş Geliştirme Koordinatörü
hakan_nazlioglu_blog_gorsel

Ortak tüketim, işbirliği ekonomisi olarak da tanımlanan paylaşım ekonomisi, günümüzde dikkat çeken bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Bu konu üzerine birçok araştırma yaptım ve derlediklerimi bu yazı aracılığıyla sizlerle paylaşmak istedim.

“Benim olan herşey aynı zamanda Bizimdir!..”, “Mülkiyet yerine Erişim!…”, “Hayat Paylaştıkça Güzeldir!..” çok sık duyduğumuz ama etkili sloganlar değil mi?

Paylaşım ekonomisini, temelinde, sahip olmanın değil, ihtiyaç süresince kullanmanın ya da hizmet almanın olduğu yeni bir düzen, ekosistem olarak tanımlayabiliriz.

Biz aslında yıllarca bir paylaşım ekonomisinin içinde büyüdük.

Elimizde bir fincanla, komşumuzdan şeker istedik. Mahallede tek bir kişide matkap vardı ve hepimiz onu kullanırdık. 1982 FIFA Dünya Kupası finalini renkli olarak üst komşumuzda 15 komşu beraber izledik çünkü mahalledeki tek renkli televizyon oradaydı ve o deneyimi paylaşmaktan kimse gocunmazdı. Mahalledeki araba sahipleri her ihtiyacı olana gönüllü şoförlük yapardı çünkü kaynaklar kısıtlıydı.

​Sonra göreceli bir ekonomik bolluk ile bir tüketim çılgınlığı başladı. Herşeye sahip olmak istedik. Ev, araba yazlık ve bir kere kullanıp bir köşeye atacağımız alet edevat, araç gereçlere sahip olduk. Bırakın komşudan bir fincan şeker istemeyi, komşumuzu yolda görsek tanımaz olduk.

Artan teknolojik imkanlarla, artık atıl duran kaynakları tekrar ekonomiye ve dönüşüme kazandırmak son derece kolay. Çevremizde kanıksadığımız birçok sorunun (örneğin kentselleşme, çevre kirliliği, enflasyon) ana nedeni ‘tüketim çılgınlığı’ ve ‘sahip olma’ arzusudur. Çözümü, paylaşım ekonomisinde olabilir.

Türkiye’de paylaşım ekonomisi ile ilgili farkındalık giderek artıyor. Araç paylaşımından, eşya değiş-tokuşuna kadar yeni örnekler, yeni uygulamalar hızla çıkmaya başladı. Ancak henüz bu uygulamaların başarılı olması için yeterli kritik kullanıcı eşiğine ulaşılmış değil…

Komşularımız ya da arkadaş çevremiz arasında El’den El’e (P2P)*, bireysel araç-gereç paylaşımından, artık ticari ve küresel markalar olan Uber veya AirBnB’ye kadar herkesin dilinde. Bu gelişim, dünyaya bakış açımızı değiştirmekle kalmıyor, bizi sosyal inovasyonların neredeyse sonsuz evreniyle buluşturuyor.

Ortak tüketim girişimleri, bizi birbirimize daha çok yaklaştırmanın yanında, yerküremize verdiğimiz zararları en aza indirmek ve bize yeni iş modellerini deneyimlendirmek gibi asli görevlere de hizmet ediyor. Eşya kütüphaneleri olsun, ortak sosyal alanlar olsun, hatta toplu taşımalar olsun, paylaşım bizim şehir hayatımızın önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Son 10 yıla bakarsak, paylaşıma olanak sağlayan girişim ve inovasyonlar, yolculuklardan (Uber, Bixie Bikes, Coop Cars, Bitaksi) konaklamaya (AirBnb, Coachsurfing), gündelik işlerimizi tanımadığımız insanlara yaptırmaya kadar (Task Rabbit) hayatımıza yön veriyor.

Büyük şirketler ise atıl kaynaklarını paylaşarak ve kitlesel güçlerini birleştirerek ortak-satınalma, sosyal sorumluluk, zaman kumbaraları ya da giysi ve eşya takaslarıyla bu paylaşım ekosisteminin büyümesine yardımcı olmaya çalışıyor.

Paylaşım Ekonomisi* her türlü eşyanın, zamanın, becerilerin, hizmetlerin, atıl kaynakların kişiler, kurumlar, dernekler, kitleler arası takas, değiş-tokuş, paylaşarak kullanım, kiralama, ödünç alınıp, ödünç verilmesini kapsamakta. Mobil ve dijital teknolojiler, çevrimiçi platformlarla desteklenmekte. Karşılıklık ilkesine ve güvene dayanmakta. Ekonomik krizin ve finansal zorlukların, büyüyen şehirleşmenin, kaynakların ve enerjinin giderek kısıtlanması ve kaynaklara erişimin giderek zorlaşmasıyla hepimizi ister istemez içine çeken bir ekosistem.

Atıl kaynaklarımızı yeniden ekonomiye kazandırmak için önümüzde sonsuz fırsatlar var. Az kullanılan, boşta duran o kadar kaynak var ki insanı hayrete düşüyor. Bunların sosyal, ekonomik ve çevresel değerleri de cabası.

Birçoğumuz için mülkiyetten vazgeçmek çok zor. Ve ortak tüketime, ortak kullanıma sıcak bakamıyoruz. Sahiplik’ten Erişime geçişteki mental dönüşümü yaşamak büyük ve zorlu bir adım. Ama çok iyi bildiğimiz bir şey de var ki, o da ne kadar çok paylaşırsak o kadar az hammadde ve o kadar az enerji tüketeceğimiz.

Özetle, “basit” ama “farklı” düşünmek lazım. Yeni bir keşif yapacağım diyerek fazla karmaşık düşündüğümüzde üretkenlik azalabiliyor, yaratıcılık yok olabiliyor. Bizzat hayatın içinde varolanlara bakmak lazım, yani belki de “kaşif” değil “aranjör” olmak gerek… Mevcut işlerimizdeki büyüme fırsatlarını, yeni iş potansiyellerini veya yaratıcı fikirlerin ilhamını, bu yeni trend ve oluşum içerisinde bulabiliriz. Yeter ki doğru bakmasını bilelim, hep birlikte…

Kaynak: http://www.paylasimekonomisi.com/

Yorumlarınızı bekliyoruz

e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>