Tuncay Özilhan / Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı

Ülke ve toplum olarak normalleşme adımlarını atmaya başlamış olsak da, Covid-19 pandemisinin, hem dünyamız hem de hayatlarımız için önemli bir dönüm noktası olacağını ve hep konuşulduğu üzere bazı alanlarda yeni normallerin başlangıcı olabileceğini öngörebiliriz. Ortaya çıkan krizin başta ekonomi olmak üzere pek çok alanda küresel anlamda kayda değer değişimleri tetiklemesi kaçınılmaz görünüyor. Şirketler yatırım ve üretim stratejilerini baştan aşağıya gözden geçirecek, çalışma koşulları değişecek, bireyler, başta yeme-içme, hijyen ve sağlık alanlarına yönelik olmak üzere tüketim alışkanlıklarını yeniden değerlendirecek ve buna göre ürün ve hizmetler geliştirilecek. Sürecin en başından beri iş dünyasının ne boyutta etkileneceğine dair hesaplar yapmaya çalışsak da hala ucunu net göremediğimiz ve uzun vadeli öngörülerde bulunamadığımız bir noktadayız. Eğitim ve spor başta olmak üzere toplumsal ve ekonomik aktivitelerde önemli bir duraksama olurken, pek çok sektör derinden etkilendi. Şirketlerin kendi kendine yetebilmesinin önemi ortaya çıktı. Teknolojik altyapı ve kurumsal sürdürülebilirliğin ne kadar önemli olduğunu bu dönemde bir kez daha gördük. Dijital dönüşüm yepyeni bir boyut kazanacak. Sürdürülebilirlik çalışmalarında yol almış şirketlerin bunun faydasını fazlasıyla göreceği ve geride kalmış şirketlerin ise bu eksiği daha fazla hissedeceği bir döneme girdik. Verimlilik, sürdürülebilir iş modelleri, iş gücünün dönüşümü, doğru ve sürdürülebilir yönetim kavramları hepimizin önceliği olacak.

Anadolu Grubu olarak farklı coğrafyalarda sürdürdüğümüz operasyonlarımızda, 70 yıllık bir süre boyunca değişken koşullarda ve hatta yüksek belirsizlik ortamlarında dahi kesintisiz hizmet sunma ve krizlere hızlı cevap verme kaslarımızı geliştirme fırsatımız oldu. Biz çok iyi biliyoruz ki; şirketlerin, bu koşullar altında kendi üretim ve tedarik zincirlerini koruması, ekonomik hareketliliğin içinde kalırken krizin etkilerini kontrol altına almaya odaklanması önceliklidir. Önümüzdeki birkaç yıllık süreçte yerel kaynaklardan faydalanma kapasitesini artıran, değer zincirini en kısa sürede yeni sistemlere adapte edebilen, esnek kapasitelerle hareket edebilen, rekabetçilikten, hizmet kalitesinden ve verimlilikten asgari seviyede feragat edenler bu sürecin kazananları olacaktır. Yaşanılan travmanın ağırlığı ile felaket senaryoları yazmamak gerekir. Sonuçta, var olan sistemlerde değişim ve yeni koşullara adaptasyon kaçınılmaz olacaktır, ancak kısa vadeli süreçte mutlak yıkım ve yeni sistem kurgusu beklentisi gerçekçi olmayacaktır. İçinden geçtiğimiz süreçte, yeni ihtiyaçları doğru tespit ettikten sonra yeni adımlar atılacaktır.

Yaşananlar elbette ortak hafızaya kazınacak, sadece tüketicide değil, tüm değer zincirindeki davranış değişiklikleri, tetiklendiği bu noktadan evrilmeye ve değişmeye devam edecektir. Bu sebeple yeni ihtiyaç alanları, bunlara yönelik ürünler ve yine bunlarla ilgili iletişim ve satış kanalları ortaya çıkacak. Yeni tüketim trendleri oluşacak. Dolayısıyla işletmeler olarak, hem üretim hem tüketim trendlerini belirleyecek olan tüketici davranışlarını, hiç olmadığı kadar yakından takip etmemiz ve kendimizi buna göre şekillendirmemiz gereken bir döneme giriyoruz. Bu süreç hepimiz için yeni bir öğrenme eğrisi olacak. Şirketlerin böyle dönemlerde paniğe kapılmak yerine güçlü ve kırılgan yönlerini belirleyerek önlem almaları gerekmektedir. Büyümeyi sürdürülebilir hale getiren şirketlere baktığımızda inovasyon ve değişimi destekleyen, müşterisini odağına alan ve iş süreçlerini buna göre yeniden tasarlayan bir kültüre sahip olduklarını görüyoruz.  Çok kısa süre önce tartışa geldiğimiz dijital yıkım trendleri ve teknolojik gelişmelerin hızı, bugünkü kriz ortamında ilgili yetkinliklere sahip kurum ve devletlerin avantajı haline geldi. Dolayısıyla öncelikle proaktif olacağız ve neyi farklı yapacağımıza bakacağız.  Tüm zor zamanlarda olduğu gibi, önceliklerimizi ve paradigmamızı doğru belirlemeliyiz. Öncelikle kamu sağlığını korumalı ve insan kaynaklarımızın sağlığı ve güvenliği için gerekli tüm önlemlerin alındığından emin olmalıyız. Kaynaklarımızı aciliyet sırasına ve etki ölçeğine göre mobilize ederek kullanmalıyız. İşletmelerimizin sağlıklı bir risk iştahı ve dengesi içinde hareket etmesi çok önemli. Yalnızca tolere edebileceğimiz riskler almak ve riski düzenli olarak dağıtmak durumundayız. Her operasyon ve işletme, kendi sürdürülebilirliği çerçevesinde münhasıran detaylı değerlendirme ve analizler yaparak önlemler almak durumunda. Doğru önlemleri alabilmek için doğru istihbarat edinmemiz bu dönemde çok değerli, dolayısıyla sahadan iletişimi koparmayacağız.

Normalleşme sürecinde de hem ekonomik sürdürülebilirliğimiz hem de hepimizin sağlığı ve güvenliği için gerekli önlemler titizlikle uygulanmaya devam edecek. Bu önlemleri dikkate alarak ve sorumlu davranarak bu günleri bir an önce geride bırakmamızı diliyorum. Pandemi sürecinin en başından beri herkes gibi Anadolu Grubu çalışanları da toplum yaşamı açısından kritik olan sağlık, gıda, tarım ve üretim gibi fonksiyonları yerine getirmek üzere, gerek görev yerlerinden gerekse evlerinden iş süreçlerini büyük bir özveri ile sürdürüyorlar. Aynı zamanda bayilerimiz, tedarikçilerimiz ve pek çok paydaşımız toplumumuzun ürün ve hizmetlere kesintisiz ulaşımını sağlamak için var güçleri ile uğraşıyorlar. Bu özveriyi gösteren herkese ne kadar teşekkür etsek az. Tüm paydaşlar olarak, mevcut koşullara birlikte uyum sağlamak ve birlikte hareket etmek zorundayız. Bu pandemi, küreselleşen dünyada hepimizin ne kadar bağlantılı olduğunu kanıtladı. Dolayısıyla da attığımız her adımda iletişim, eşgüdüm ve iş birliğinin önemini tekrar tekrar vurgulamak gerekiyor. Unutmamak lazım ki, eskiye tam olarak geri dönemeyeceksek de yeniyi hep birlikte inşa edeceğiz.

Yorumlarınızı bekliyoruz

e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*